Bir Film ve Bir Soundtrack İncelemesi : Le fabuleux destin d'Amelie Poulain
Bir Film ve Bir Soundtrack İncelemesi : Le fabuleux destin d'Amelie Poulain
O, sizin de hayatınızı sonsuza dek değiştirebilir...
Asabi ve otoriter ebeveynlerinin bir o kadar iyi huylu (melek) kızı. Küçük yaşta annesini kaybetti ve sahte kalp hastalığı?! yüzünden okula gidemedi, en çok istediği: onunla oynayacak bir erkek kardeşti. Ama yalnız büyüdü, kendi düzmece dünyasında, kendi çocuk oyunlarıyla, kendi kendine.. Bir gün, evinin gizli bir köşesinde, evde daha önceleri oturmuş olanlardan birine ait tozlu bir kutu bulur. Bu kutu, küçük bir çocuğun anıları ve hayalleriyle doludur. Amelie, kutunun sahibini bulma arzusuyla yanıp tutuşur. Eğer, başarılı olursa, başkalarının hayatlarına da karışacaktır.. Peki ya kendisi?
Amelie’nin Mimarı: Jean- Pierre Jeunet. Hayallerinin gücü (ki bu çok büyük bir güç), onu bu kadar özel, bu kadar ayrıksı kılan! Birçok insan ona, “Avrupa’nın Tim Burton”ı diyor. Çünkü Jeunet de Burton gibi masalsı anlatımının kaynağını “hüzün”den alır. Çünkü hayaller her zaman gerçeğe dönüşmemektedir.
Amelie ile bizlere sunulan dünya o kadar cazip ki, karşı koymak imkansızdır. Amelie severler kabul etsinler! Az mı kendi dünyamızdan kaçıp onun dünyasına sığındık?Az mı diledik, Amelie’ninki gibi basit ama büyülü bir hayatı? (Sadece dişi olanlar değil, biliyorum).
Filmin en büyüleyici yanı, tüm güzelliklerinin ayrıntılarda saklı olması. Öyle 1-2 kere izlemeyle bulunmaz bu ayrıntılar. Puzzle gibidir, ne kadar çok izlerseniz, bütüne o kadar yaklaşırsınız.
Filmle müziklerinin bu kadar iç-içe geçtiği, bu kadar kemikleştiği başka bir film, yeryüzünde henüz yok! Bu kemikleşmeyi yalnızca, filmin sahibiyle müziklerin sahibinin aynı kişi oluşu olanaklı kılabilirdi. Ama burada bir “imkansız” gerçekleşti: Yıl:2000: bir mucize sonucu Jean Pierre Jeunet’nin filmi ile Yann Tiersen’in besteleri birbirleriyle buluştu/bütünleşti.
10 parmağının 10’undakinden de fazla marifeti olan insan(üstü)! : Yann Tiersen
Neden derseniz; O bir “multi-enstrümantalist”: Çaldığı enstrüman sayısı 10’dan fazla! Bu insan evladı(!)nın eline ne verirseniz çalabiliyor! Kendisi, gitar, bas gitar, piyano, akordeon, keman (ve diğer kemangiller), toy piyano, carillon, banço, mandolin, harpsikord, vibrafon/vibraarp, mandolin, melodika çalabilmekte. Yetenekleri bununla sınırlı değil, çünkü bu adam sınır tanımıyor: şahane besteler yapıyor, sözler yazıyor ve dahası sesi de güzel ve şarkı da söylüyor. Kısacası, O: Gerçek(ötesi) bir müzisyen!
Yann Tiersen’i bu kadar yüceltmek, bu kadar hayran olmak hiç zor değil. “Yann Tiersen Türkiye’ye geliyormuş” haberini ilk okuduğumuzda yıl 2004’tü ve o yaz bekleniyordu; ama bir sebep(?)ten konser gerçekleşemedi. Yıkıldık!(yalnız değildim). Ama umutla beklenen oldu: geçtiğimiz yaz (02.08.2006 – Park Orman) Amelie’nin asistan ruh mimarı (baş mimar: Jean-Pierre Jeunet), müziğini/yeteneğini/ruhunu ta Fransa’dan bizimle paylaşmaya (yüreklerimizi dağlamaya/mutluluktan uçurmaya) İstanbul’a geldi. Yeri gelmişken; sadece Amelie’ye değil; Meleklerin Düş Yaşamı (Erick Zonca, 1998), Alice et Martin (André Téchiné-1998), Good Bye Lenin – burada görmeniz fazla zaman almayacaktır- (Wolfgang Becker, 2003) filmlerine de aşk, sevgi, coşku, kırılganlık, keder... katmış Yann Tiersen.
Konseri Amelie tadında geçireceklerini sananlar yanıldılar. Çünkü Amelie (from Monmartre) Soundtrack ‘inden en fazla 3 parça çaldı. Gitarlar yoğun, ritimler sertti (daha çok psychedelic!). Tüm enstrümanlarının sınırlarını zorladı. “Sur le fil” çaldı acı acı: acıttı.“Monochrome floors/walls, only abscence near me, nothing but silence around me” diyerek şarkıyı, orada bulunan tüm gözpınarlarına armağan etti. Duygular öyle gel-git halindeydi ki “la valse d' amelie”de dans etmek için ruhlar fazla yorgundu. O gitti, biz çağırdık.(tam 4 defa!) 1 saat 15 dk’lık (buruk) ziyafeti 2 saate çıkardık. Sonunda tamamen gitti.. Giderken, geride duyguları kördüğüme dönmüş insanlar bıraktı.(kendimden biliyorum) “Anlatılmaz,yaşanır” klişesi var ya, işte onun tam yeri burası!
“Ruh ikizi” tabiri için Jeunet ve Tiersen ortaklığından daha somut bir örnekle karşılamadım. Bu ikizler, sizi bir duygudan ötekine öyle hızla sürükler ki; kederinizde boğulmuşken birden yaşam coşkusuyla kendinizi sokaklara, insanların arasına atmak istersiniz; kırılgan tarafınız hüngür hüngür ağlamak isterken, hayat aşkıyla yanan tarafınız sevinçle haykırmak ister.. Film biter; bocalarsınız, ne hissettiğiniz bulanıktır. Aslında duygu mutluluktur ama tadı buruktur. Tıpkı “acı biberli bir çikolata”(?)nın damağınızda bırakabileceği bir tattır bu..
Acı-Tatlı Soundtrack listesi şöyle:
01. j'y suis jamais allé
02. les jours tristes (instrumental)
03. la valse d'Amelie
04. comptine d'un autre été : l’aprés midi
05. la noyée
06. l'autre valse d'amelie
07. guilty
08. a quai
09. le moulin
10. pas si simple
11. la valse d'Amelie (orchestra version)
12. la valse des vieux os
13. la dispute
14. si tu n'étais pas la (Fréhel)
15. soir de fete
16. la redécouverte
17. sur le fil
18. le banquet
19. la valse d'Amelie (piano version)
20. la valse des monstres
20’si de birbirinden coşkulu/duygusal/umutlu/kırılgan/neşeli/hüzünlü besteler. Gulity ve si tu n'étais pas la harici tüm kompozisyonlar Yann Tiersen’e ait. Masalsı müziğinin içinde, yeri gelir kurmalı bir müzik kutusunun kurulma sesini –ardından tatlı melodisini-; yeri gelir bir daktilonun kağıda dökülen vuruş seslerini duyarsınız. Bu yüzden, şarkıları, sanki herbiri birbirinden değerli oyuncaklarınızmış gibi, çocuksu bir bağla seversiniz.
20 parçanın hepsini birden anlatmak/yaşamak için sayfalar yetmez. O zaman birlikte en can alıcı müziklerin/bestelerin üzerinden geçelim:
“j'y suis jamais » (oraya hiç gitmedim)ile başlar herşey, daha önce hiç gitmediğimiz dünyanın kapıları açılır. Şarkı esnasında Amelie’nin rahme ilk düştüğü an ve bu anda gerçekleşen olaylar da anlatılır; büyü, yavaş yavaş etkisini göstermeye başlamıştır. “la dispute”(kavga)dadır sıra;. Parça çalınırken Amelie’yi yalnızlık oyunları oynamaktadır.(film burada tam olarak başlar, cast de bir yandan usul usul ekrana gelmektedir.)
Daha sonra Amelie tarafından kutusuna kavuşturulan Dominique Bretodeau ile tanıştığımız sahnede (burada armonika ile başlayan hüznü daha sonra piyano devralır.) çalar “la dispute”. ve Bretodeau “Kendim bir kutuya girmeden önce, onlara (yıllardır “kavga”lı olduğu kızını ve henüz tanışmadığı torununu kast ederek) olan ziyaret borcunu ödemeliyim” sözleriyle kalplere esas darbeyi yapar. Darbeyi alan kalpten sonra boğaz düğümlenir ve sonrasında, duyulan acı, gözpınarlarından dışarı atılır.
“La noyée” Amelie, kutuyu sahibine ulaştırmanın ve bunun ne anlama geldiğini görmenin vermiş olduğu iç huzurla, dünyanın ne kadar basit ve berrak olduğunu düşündüğü anda çalar ve aynı anda siz de kesinlikle “daha hafif” olduğunuzu hissedersiniz.
“La Valse D’Amelie”nin albümde 3 farklı versiyonu var. Her versiyonu da birbirinden güzeldir. Ameli Küçük şeylerle mutlu olurken (çekirdek çuvalı), kutuyu bulduğu anda, aşkı için ağlarken(piyano versiyonu) ve Nino’suna kavuşmuş mutluluğun dorukta olduğu anda-film biterken- (orkestra versiyonu) çalınmaktadır. Hele Amelie’nin orkestra versiyonlu valsi, mutluluktan uçurur insanı. (bir nevi dopingtir/seretonindir)
O ki; dinlendiği anda -en karamsar an bile olsa- hızla hayata bağlar; sayısız umut kapısı açar, küçük şeylerle büyük mutluluklar sunar, “üzüldüğüm şeye bak, fani dünya” dedirtir.
“Le Moulin” kırılgan ve bir o kadar yalnız bir şarkıdır. Hele üstüne bir de “Sur le Fil” (Amelié’nin Dufayel’e gönderdiği videoda, bebekler yüzerken çalınıyor.) dinlendiğinde hüzün bulutları etrafınızı sarıyor. Bu hüzün, sizi bağımlısı yapıp, ele geçirerek şarkıyı defalarca dinlemenize neden oluyor.
Ve “les jours tristes” ile albüm sayfaları çevrilmekte ve end credits geçmektedir. Bu, aynı zamanda “Amelié” nin dünyasına edilen bir vedanın da sembolüdür.
“Amelié severleri Sevindirecek Tüyolar”
“Filmi defalarca izledim, filmde çalınan her şarkıyı Original Soundtrack’te bulamadım.” diyorsanız: İşte cevabı!
Tabi ki tüm besteler Yann Tiersen’e ait ve onun diğer albümlerinde yer alıyor:
Yann Tiersen – Compitine D’été n-2 -> Albüm: Rue De Cascades – Küçük Amelié, balığı Kasalot’la vedalaşırken duyduğumuz, yüreğimizden yaralayan beste.
Yann Tiersen – Quimper 94 ->Albüm : La Valse Des Monsters – Nino, kırmızı ayakkabılı gizemli adamın peşinden koşarken dinliyoruz.
Yann Tiersen – Naomi -> Albüm: Rue De Cascades – Raymond Dufayel ve Lucien resim yaparken derinlerde çalan beste.
Eğer daha önce bu büyülü dünya ile tanışmadıysanız, bir an önce tanışmalısınız.
İddia ediyorum: Hayatınız değişecek!!
“Fırsatlar Paris gezisi gibidir, zamanı gelince trene atlamalısın.” - Raymond Dufayel
Bergman anısına...
Bergman’ın filmleri umudunu yitirmiş, hüzünlü bir dünyanın ve kendi çocukluğunun psikolojik analizleriyle dolu. Karakterleri parçalanmış, krizdevamy...
Antonioni: 'Blow-Up'
Thomas, Londra metropolünde sıkılarak ordan oraya savrulan, genç ve ünlü bir fotoğrafçıdır; çekimlerde birlikte çalıştığı modellerde en az kdevamy...