Film Arama


Özel Dosyalar

Quentin Tarantino - BÖLÜM I: Elmayı Ben Isırdım


Quentin Tarantino: Bir Sinematografik Devrim

Hazırlıksız yakalanan herşey gibi, sanatsal devrimler de öyle yer ederki belleklerde, maruz kalan, ister istemez destekleyicisi, ister istemez mağduru / sahibi durumuna düşer bu “sorgulama”nın. Dadaizm’i kimse beklemiyordu, Andy Warhol’u da. Lumiére Kardeşlere çok şey borçluyuz ve Eisenstein’a da; Buñuel şaşırttı, Stanley Kubrick, beğenimizi kalibre etti belki ve niceleri bu / bir amaca hizmet ettiler. Ama Quentin Tarantino...O olmalıydı... Oldu da...

Zat-ı Şahanelerinin sinematik hayatının, keskin bir çizgi ile ikiye bölündüğünü düşünenlerdenim.

BÖLÜM I: Elmayı Ben Isırdım

Elmanın, yasaklandığı halde ısırılmasıyla, tarihi başlayan suça, itiraf edelim ki özeniyoruz. Zincirlerinden, hayatının bir anında kurtumuş olanlar, din, devlet, hak, hukuk demeden ezberini yaşayanlar, ya sanatçı olup kitlelere ikon olurlar ve sürüklenmeye razı insanları, peşlerinden sürüklerler, ya da suçlu olup, sonu belli olmasına rağmen, değilmiş gibi yaşamaya devam ederler ve kaçtıklarına, reddettiklerine dönerler. Ama ikisi, çeşitli formlarda bir araya geldiklerinde, insanlık ve aklının tarihinde sorgulanacak herşey, sorgulamaya yarayan tüm unsurlarla, deşilmeye başlanır. Suçu “işleyen” sanat yapıtları ve onların tanrıları ya da sanat eseri yarattığını savunan deli / dahi suçlular ve bu kılavuz ile, sorgulanmaya değer belki de tek şey: “insan”ın kendisi. İnsan sorgulanmak isteniyorsa, suçundan başlanmalı belki de.

İşleniş tarzıyla, her zaman, sanat dallarının yakından ilgilendiği ve betimlemeye istekli olduğu bir olgu olmuştur suç ve sinema da buna, belgesellendirme yetisiyle aracı olmuştur. Suç filmleri, her zaman tartışmaya açık, anlattığıyla ve anlatış tarzıyla da daha da olacak bir janr olmuşur yedinci sanatta. Tartışalacaktır ya da aforoza ve çarmıha germelere açıktır; çünkü, suç işleyenin tavrını, tarzını, eylemini ve en önemlisi de sebebini, makyajlayıp sunmak, gençlerin fiziksel ve ruhsal gelişlimlerine sekte vurmak (en favori bahane), körpe ya da körpe olmasa da gelişmemiş beyinlere özenecekleri bir şey sunmak ile; gösterdiğinin (?) kötü ve yapılmaması, özenilmemesi gereken, tukaka bir şey olduğunu söylemeyi / göstermeyi seçmesi gerekmektedir. En tartışma yaratan filmler şuç, ve göbek bağıyla bağlı olduğu, şiddet filmleridir. Şiddet filmleri, sebep olarak, suçu kendine dayanak almayabilir ama suç filmleri, grafik şiddetten başka, kafalara zerk ettiği “sebep”lerle de her zaman dikkatle, ve “herkesce” izlenmiştir.

Klasik çizgide suçu anlatan filmlerde ortada duran, genelde suçtan çok, suçu işleyenler olmuştur. Bonnie ve Clyde’ dan, Taksi şöförü Travis’ e, beyazperde, sebepleri olan, sebepleri uğruna yaşayan suçluları anlatmışır. John Doe gibi, amacı itibariyle, saygı duyulanı da olmuştur; Hannibal Lecter gibi, korkuyla karışık, zekası itibariyle, hayran kalanılanı da. Ama Quentin Tarantino’nun Mr. Pink’i ya da Vincent’ı, farklıdır, bu kahraman olmak zorunda olan kahramanlardan. Kahramanlık mekanızması ya da müessesesi, onların umurlarında değildir, çünkü Tarantino, hikayelerinde, kahramanları ya da anti-kahramanları anlatmaz. Tarantino’nun insanlarını karikatür olmaktan çıkaran şey, elle dokunabilecek kadar normal ve, janr icabı, suçlu olmalarıdır. Herhangi biri kadar dertli, mutlu ya da gerçektirler. Tarantino, sıradan suçluların sıradan hayatlarına dair kesitleri, gayet sıradan (özellikle günlük) diyaloglarla gayet sıradan olayların ortasında, anlatır ama tabii bunların hepsi, suç dünyası jargonuna göre sıradandır ya da, daha çok, traji-komiktir. Kimi suç ya da suçlu filmleri klasiktir ama anlatılan, ya suçlunun nasıl ya da neden suçlu haline geldği veya, suçtan etkilenen insanlarla, bu suçlunun peşindeki polislerin yaşadıklarıdır ve ayrıca bu kahramanlar, bizler için, dokunulmaz ve “olunamaz”dırlar. Dünyayı değiştirmeyi kafasına doğmuş bir kaç kişi hariç, katharsis yapabilen, çok azdır bu film kahramanlarıyla. Ama Tarantino’ nun, en çok örnek alınan ve sinema yapma isteği uyandıran yönetmen olmasının sebebi işte tam da budur: Tarantino insanları kahraman ya da anti-kahraman değilllerdir, hata yapmaya meğilleri vardır ki genelde yaparlar, erkekleri aralarında seyredenlerin günlük hayatlarında yaptıklarına benzer muhabbetler yaparlar, görkemli şekilde yaşamaz ve ölmezler, başları kolay belaya girer; kısaca Tarantino, “insan”ı yaratır ve anlatır. Perdenin önündekilerden tek farkları, ya uyuşturucu kullanıyor olmaları ya da silah tüccarı olmalarıdır aslında.

Takıntıları çoktur Quentin Tarantino’nun. Rock müzik, siyahlar, İncil, kadın erkek ikişkişlerine dair saptamalar ve anekdotlar, uyuşturucu, Yahudiler, polisler vb... Bunların hepsi, ya diyaloglara konu olur, ya da filme fon. Madonna’nın “Like A Virgin” şarkısının anlamından, ayak masajına, Pam Grier’e benziyen kadınların, kocalarına, yapıştırıcı ile yaptıklarından, kalbe saplanan adrenalin iğnelerine, Quentin Tarantino, Sam Amca’nın arka bahçesindeki (?) suçla haşır neşir ama sıradan insanları, rock müziğin müstesna örnekleri eşliğnde, para kaçırırken, mücevher dükkanı soyarken, uyuşturucu kullanırken resimler. Büyük suç kontlarının şaşalı hayatları ya da toplum tarafından itilmiş insanların biriktirip patlamalarını değil, bu işin çilekeşlerini, günlük mesaileri akışında, filme çeker.

On altı ve yirmi bir yaşındaki iki tane gencecik insanın yavrusu olarak, 23 Mart 1963’te, Knoxville, Tennessee’de dünyaya gözlerini açar Quentin Jerome Tarantino. Sekiz yıl boyunca dünyaya zararsız bir şekilde çocukluk görevini ifa ederken, sekiz yaşında, annesi, küçük Quentin’i, son yıllarda Kirli Yarış (Primary Colours) ve Kuş Kafesi (The Birdcage) gibi filmlerini seyrettiğimiz Mike Nichols’ın, “Carnaval Knowledge” filmine ve, iyiki de yetinmeyip, dokuzunda da, en son Panama Terzisi (The Tailor of Panama) filmiyle seyrettiğimiz, John Boorman’ın kült filmi, “Deliverance” ı seyretmeye götürmesi, yavru Quentin’de, sinema aşkına yol açtı. Artık her fırsatını bulduğunda sinemaya gidiyor ve artık gününün büyük kısmını karanlık salonlarda geçiriyordu. Hayallerinden bir sahneyi, öncesiyle ve sonrasıyla beyaz perdede görmenin verdiği haz ile hayatına devam ediyordu. Temel o zaman atıldı, sinema yapmalıydı.

On dört yaşında kendi meşrebince ilk senaryosunu yazdı: Captain Peachfuzz and The Anchovy Bandits. Daha o zamanlarda, aykırı ve suça meyilli olan Quentin, 15 yaşındayken, en büyük başarısı olacak “Ucuz Roman”ın (Pulp Fiction) senaryosunun esin kaynağı olan, Elmore Leonard’ın, “Switch“ adlı kitabını çalarken yakalandı. İlk suçu olduğundan, polis onu sadece uyardı ama bu onu, kitabı tekrar yürütmekten alıkoyamadı. On altı yaşında, “Pussycat” isimli, neresinin yetişkinlere yönelik olduğu belli olmayan filmler oynatan bir sinemada, yer göstericilik yapmaya başladı. O yılda, okuldan ayrıldı ve doğru bir kararla, Carson’da sinema eğitimi görmeye başladı. On sekiz yaşında, James Best Tiyaro Okulun’da oyunculuk dersleri almaya başladı ki bunun sebebini, zaten filmerinden de anlayabiliriz. Aslında fena da iş çıkarmadı. Eğer göze batıyorsa da bunun tek müsebbibi kendisidir, çünkü o anda, kadrajda, Harvey Keitel, Tim Roth, Steve Buscemi ve Samuel L. Jackson gibi, sadece hollywoodun değil, dünyanın da kabul ettiği en iyi bağımsız sinema oyuncularından birkaçı vardı. 1984 yılında, filme çekilecek ilk senaryosunu da bu okulda tanıştığı Craig Hamann ile beraber yazdı: “My Best Friend’s Birthday”. İki yıl sonra, bu senaryoyu 16 mm kamerayla filme çekip, filmografisinin ilk eserini yarattı. Filmin tek özelliği, hiçbir zaman bitirilememiş olmasıdır. Yirmi bir yaşında çalışmaya başladığı video dükkanı, adeta Quentin Tarantino’nun hayatını değiştirir. Tarzını, tavrını belirleyen, sinema aşkını körükleyen, ilham denen perinin her zaman yanında olmasını sağlayacak kadar filmi burada bulur, ve dahası seyreder. Çok iyi bir gözlemci olmasının sayesinde, ilerde yapacağı filmlerin ilk tasarıları, hep Manhattan’daki bu video dükkanında şekillenir. 1987’de üçüncü senaryosunun yazar: “Çılgın Aşk” (True Romance).

Çok sağlam referansları olan Tony Scott’a bu uyuşturucu, aşk ve şiddet üçgenini satar Quentin Tarantino. Hiç de pişman değildir çünkü, özellikle finaldeki çatışma sahnesi, ara ara gözüken hollywood yıldızlarının belleklerde iz bırakan yorumları, başroldeki Christian Slater ve Patricia Arquette’in inanılmaz elektriği, herşeyiyle çok iyi bir filme sebebiyet verir. İlk dönem Tarantino filmlerinin olmazsa olmazları uyuşturucu, polisler, silahlar ve sıkı geyik muhabbetleri başroldedir ama aşk sosu da unutulmamıştır. Sonraki senaryosu, serseri aşıkları konu alan “Katil Doğanlar” (Natural Borın Killers) olur. Oliver Stone, Quentin Tarantino dışında, bir Tarantino senaryosunu, Tarantinesk şekle en yakın biçimde filme alan yönetmen olur. Amerikan medyasının, iki aşığı, nasıl önce kahraman yapıp sonra harcamaya çalıştığının anlatıldığı, bu bol kanlı film, çok tartışıldı ve, dolayısyla, kutsal görevini seçmiş oldu: ilham kaynağı olmak...

Hakan TERK


> Tüm özel dosyalar için tıklayınız






Diğer Özel Dosyalar
Quentin Tarantino - BÖLÜM VII: Bir Zamanlar Çok Uzaklarda…
BÖLÜM VII: Bir Zamanlar Çok Uzaklarda… 2008 yılının ortalarında Brad Pitt in bir Tarantino filminde görünecek olması dünyada sinema seven h devamy...
Quentin Tarantino - BÖLÜM VI: Dublörler de Kızar
BÖLÜM VI: Dublörler de Kızar Seneler 2007 ye geldiğinde filmografisinde tam da nerede duracağını kestiremeyeceğimiz, ne masal ne gerçek bir film devamy...
Quentin Tarantino - BÖLÜM V: Büyüklere Masallar
BÖLÜM V: Büyüklere Masallar Bu andan itibaren büyüyen çocuk, artık masallar anlatmak istedi ve olmayan yerlerde olmayan adamların olmayan hikayel devamy...
Quentin Tarantino - BÖLÜM IV: Ben Büyüdüm

BÖLÜM IV: Ben Büyüdüm Sene 1997’yi gösterirken, bir diğer Elmore Leonard eseri “Rum Punch“, Quentin Tarantino’ya esin kay devamy...
Quentin Tarantino - BÖLÜM III: Yükte de Pahada da Ağır Roman
BÖLÜM III: Yükte de Pahada da Ağır Roman Tarihler 1994’ü gösterdiğinde, sinema tarihindeki en ilginç deneyimlerden birini yaşar izleyiciler devamy...
Quentin Tarantion - BÖLÜM II: Köpek Mezarlığı
BÖLÜM II: Köpek Mezarlığı İki enfes senaryosunu satan Tarantino, sıranın kendisine geldiğine karar verir. Önce siyah beyaz ve kendi arkadaş grubuyl devamy...
Quentin Tarantino - BÖLÜM I: Elmayı Ben Isırdım
Quentin Tarantino: Bir Sinematografik Devrim Hazırlıksız yakalanan herşey gibi, sanatsal devrimler de öyle yer ederki belleklerde, maruz kalan, ist devamy...
Bir Film ve Bir Soundtrack İncelemesi : Le fabuleux destin d'Amelie Poulain
Bir Film ve Bir Soundtrack İncelemesi : Le fabuleux destin d'Amelie Poulain O, sizin de hayatınızı sonsuza dek değiştirebilir... Asabi ve otor devamy...
Bergman anısına...
Bergman’ın filmleri umudunu yitirmiş, hüzünlü bir dünyanın ve kendi çocukluğunun psikolojik analizleriyle dolu. Karakterleri parçalanmış, kriz devamy...
Antonioni: 'Blow-Up'
Thomas, Londra metropolünde sıkılarak ordan oraya savrulan, genç ve ünlü bir fotoğrafçıdır; çekimlerde birlikte çalıştığı modellerde en az k devamy...

> Tüm özel sinema dosyaları...