| Antonioni: 'Blow-Up' |
![]() |
Julio Cortázar’ın kısa bir öyküsünden filmleştirilen Blow-Up’ta (1966) Antonioni sinema ve fotoğraf dünyası için anahtar anlardan birini dile getirir. Fotoğrafçı Thomas çekmiş olduğu fotoğrafı büyüttüğünde gördüğü cinayete karşın, kameranın objektifine mi yoksa kendi gözlerine mi inansın bilemiyor. Kameranın gözü gerçekliğin ilk düzleminden geçip daha derinde yatan bir yere nüfus edebilirken biyolojik gözümüz buna muktedir değil. Aparatlar algılarımızı değiştirip genişletebiliyorlar ise bir kere başka bir bakışı öğrenen çıplak gözümüz için geri dönüş imkansızdır.
Blow-Up, Antonioni’nin anlamlar ve anlamsızlıkların iç içe geçtiği filmlerinden biri. 1966’da Swinging London’da çevrilen film, belirli bir dönemin ve mekanın paradigmasal değişimlerinin ve kopuşlarının tanıklığını yapmaktadır.
Antonioni’nin filmi temelde üç tema üzerinde dönüyor:
Birinci tema: Daha önceki filmlerinde de dile gelen insanın kendine olan yabancılığı. İlişki kuramama sorunsalı daha önceki filmlerinde sıradışı ve hastalıklı bir durum olarak irdelenirken, bu durum Blow-Up’ta artık sıradan, günlük hayatın bir parçası şeklinde bir hal alır. Faydacı esas üzerine kurulan soğuk insan ilişkileri bu fiminde artık yeni bir boyuta ulaşır: İlişki biçimi pazar tarafından kalıp şeklinde sunulmaktadır insanlara – filmde sözkonusu pazar moda endüstrisidir – ve böylece bir meta gibi pazara sürülen davranış modelleri herkes tarafından sorgusuz sualsiz kabul edilir.
İkinci tema: bu filmde de Zabriskie Point’ta olduğu gibi bir karşıt hareket mevcut (Thomas –ve aynı zamanda Antonioni’nin kendisi- bu harekete sempati ile bakmaktadır). Bu hareket filmin başında üstü açık bir arabanın içinde on kişilik bir grup halinde bağırış çağırışlarla dolaşan ve filmin sonunda pandomim yaparak „tenis“ oynayan hippi hareketidir. 1965-66 yılları hippilerin zirvelerini yaşadıkları bir dönemdir. Yeni devrimsel hareketlerin ateşli tartışmalarının yapıldığı, toplumsal eleştirilerin, öğrenci hareketlerinin ve kontramateryalist düşüncelerin yaygınlaştığı bir ortam hakimdir. Bu filmde tam anlaşılmasa da Antonioni’nin bu konformist karşıtı tavırdan etkilendiği daha sonra Zabriskie Point’ta kendini ortaya koyacaktır. Ancak Blow-Up’ta karşıt toplumsal hareketler için taşınan inanç, Zabriskie Point’ta yerini karamsar bir öfkeye bırakır. Filmde üstü açık araba ile dolaşan hippi grubu ise sinema dünyasında yıllar sonra, yine başka bir ustanın filminde karşımıza çıkar. David Lynch’in Blow-Up’ı sayılan Mullholland Drive adlı filminin başında….
Üçüncü tema: Filmin kendisinin ve imgelerin gerçekliği sorgulanmaktadır. İmgeler neyin göstergesidir, dünyanın kendisinden daha mı gerçektirler? Anlamlarına ne kadar güvenilebilir? Önemli olan nedir? Esas olan, referans alınması gereken, otantik olan nedir? Medyalaştırılmış bir dünyada hala bir otantizimden konuşmak mümkünmüdür? Pandomimle oynanan teniste top varmıdır, yokmudur? Sorular birbirinini ardısıra akar gider; bugün ise postmodern dünyamızda bize bu sorular biraz daha tükenmiş gelir, oysa tüm bunlar özellikle 1960’lı yılların Avrupasında, entellektüel çevrenin üzerinde durduğu önemli sorunlar arasındaydı.
Oya Kasap