| Bergman anısına... |
![]() |
İlk filmleri, hayattan yabancılaşmış, kaybolmuş duygulara zemin oluşturur. 1946’da ilk filmi Kris (Bunalım)’i çeker. Savaşlarla dolu, umutsuz bir dünya sessiz sinemanın ögeleriyle bezenir ve tiyatronun melodramatik yapısı üstüne kurulur. 50’li yılların ortasında Sommarlek (Yaz Oyunları, 1950) ve Smultronstället (Yaban çilekleri, 1957) ile ilk komedilerini çevirir, Cannes film festivalinde Yaz Oyunları filmiyle Altın Palmiyeyi kucaklar. Tarih 1955’dir – bu tarih aynı zamanda Bergman filmlerinin bir dönemini belirler. 60’lı yıllarda varoluşsal sorunlar filmlerinin temelini oluşturur, kadınlık duygusu üzerine kurduğu ünlü filmlerini çekmeye başladığı zaman dilimidir. Bergman, etkileyici birçok filmini kadınlara atfetmiştir: Sommaren med Monika (Monika ya da Monika’yla Bir Yaz, 1952), Jungfrukällen (Kaynak, 1959) ve 1963 yapımı çok ses getiren filmi Tystnaden (Sessizlik). Bu filmde çektiği sevişme sahneleriyle skandal yönetmen adını alır. Tüm kuralların ve tabuların yeniden sorgulandığı –oysa ki kendi hayatı henüz yerine oturmaya başlamıştı- özellikle kadınlar üzerine dönen Ben-sorguları. Bergman’ın bu filmi, rahatça sergilenen sevişme ve mastürbasyon sahneleriyle dönem eleştirmenlerinin öfkelenmesine yol açar. Film, iki kızkardeş Ester ve Anna’nın hikayesidir. Biri hasta, diğer nymphoman, mekan ise nerede olduğu anlaşılmayan bir otel. Az diyalog, tehdit edici bir sessizlik filmin aurasını oluşturur. Bergman bu filmiyle en büyük sinema başarılarından birini kazanır. Bergman’ın etrafında dönmeyi çok sevdiği, hüzünlü, şiirsel kozmozta bir keşif gezisidir. Bu dönemde sinema dünyası içerik olarak bu tarz konulara çok da yabancı değildir. Bergman Film noir’a göndermede bulunur.
Yönetmen çevirdiği filmlerinin çoğunda aynı oyuncularla çalışır. İngrid Thulin, Gunnel Lindblom, Max von Sydow ve Liv Ullmann. Ullmann’la 5 yıldan uzun süren bir ilişki yaşar. 1973 yılında Scener ur ett äktenskap (Evlilik Yaşamından Sahneler) filmiyle izleyicinin karşısında ikinci büyük başarısını elde eder. Bergman eleştirmenlerin çoğunun hemfikir olduğu Strindbergvari kötümserliğiyle bir evliliğin çöküşünü, ağır bir tempoyla izleyiciye sunar. İngmar Bergman’in her filminde yeniden, ince ince işlenen çocuksu korkusu, varoluşsal çelişkileri bu filminde sanatsal işçiliğinin doruk noktasına taşınır. Bu dönem filmleri karanlıktır, şeytani bir kıvraklığa sahiptir ve oldukça ironiktir. Babaevinden kaçtıktan sonra, 70’li yılların ortasında ünlü yönetmen bir kez daha kaçmak durumunda kalır: Bu kez vergi sorunları yüzünden çalıştığı tiyatro sahnesinin ortasında tutuklandıktan sonra, Münih’e sığınır ve tiyatro sahnelerinde Camus, Shakespeare, Çehov ve Strindberg uyarlamaları yapar. Bergman’ın yüreğini ortaya koyuş biçimi Strindberg’den ona kalan mirastır. Strindberg’i defalarca sahneye koyar. İkinci büyük kariyeri olan tiyatroda 120’den fazla oyunu sahneler. Salzburg, Münih ve 1977’den sonra yine Stokholm’da tiyatroda çalışır. 1983’de son filmini çevirdiğini söylediğinde Bergman belki de çocukluğunun suçluluk ve günah arasında gidip gelen şiddetli duygularından ve sadist hayaletlerinden kurtulmuştu. Bu film Fanny och Alexander (Fanny ve Alexander)’dir. Bergman sinemasının, olgunluk döneminin en güzel, en çarpıcı filmi. Uppsala’da geride bıraktığı babaevine bir gönderme niteliğinde olan bu filmle üçüncü Oscar heykelciğini alır. Bundan sonra Bergman kendini televizyon ve tiyatroya adamak ister. Ancak beyazperdeye yine de kısa bir dönüş yapar. Sarabande, 2002 yılında çevirdiği son filmi olur. Bu filmin son sahnesinde, çıplak bedeniyle yaşlı bir adamı, çocuksu yalnızlığının korkuları içinde, tüm duygusallığıyla öylece bırakıp gider. Bergman ölümüne kadar Farö adasında yaşar. Heyecan yaratan filmlerinin çoğunu Farö’da çeker. Adayı 1961’de Säsom i en spegel (Aynadaki Gibi) filmine mekan ararken keşfeder. Böylece kendine çekilme özlemini giderebildiği, yalnızlığın büyüsünü ve dehşetini birarada yaşayabildiği yere kavuşur . Burada Persona (Persona, 1965), Skammen (Utanç, 1968) ve Evlilik Yaşamından Sahneler filmlerini Liv Ullman ve Erland Josephson’la birlikte çevirir. Kendisine ve sevgilisi Liv Ullmann’a bir ev ve stüdyo satın alır ve ölünceye dek adayı terketmeme kararı alır.
Bergman’ın, kendi filmlerini çekerken belgesel niteliğinde filmleştirdiği karelerden, aslında bir Bergman film setinin ne kadar eğlenceli geçtiği görülebiliyor. Buradaki Bergman, onu yarım yüzyıl takip eden şüpheci imajına zıt bir resim çizer. Bergman’ın duyduğu kuşkular ve bunun filmde dile geliş sürecinin bu kadar eğlenceli olacağını o zamanlar onu modern sinemanın anlam arayıcısı ve yaratıcısı haline getiren sinema eleştirmenleri tahmin edebilir miydi acaba?.
Beş evliliğinden dokuz çocuğu var. Geriye, piskolojik içselliği ve herşeyi delip geçen gerçekliği ile 20. yüzyıl sinema tarihini derinden etkileyen 40’dan fazla yapıt bırakır. İsveçli yönetmen, 30.07.2007 tarihinde, 89. yaşgününden kısa bir süre sonra, Fadö’da hayata gözlerini yumdu.
Oya Kasap